YGS-LYS-KPSS TARİH DERS NOTLARI VE SORULARI
   
 
  Kültür ve Uygarlık-1

OSMANLILARDA KÜLTÜR VE UYGARLIK

OSMANLILARDA DEVLET ANLAYIŞI

 Osmanlı Devlet anlayışı ve yönetim sisteminin temellerini;

  1. Uç beyliğinin gelenekleri
  2. Eski Türk gelenekleri
  3. İslam Hukuku
  4. Fethedilen yerlerin daha önceki uygulamaları oluşturmuştur.
Ülkenin her yanında padişahın otoritesi geçerli olmuştur. Hükümdarlık makamına sadece Osmanlı hanedanının erkek bireyleri geçebiliyordu.

17. yüzyılın başlarına gelinceye kadar tahta kimin geçeceğine ilişkin kesin bir belirleme yoktu. Ailenin bütün erkek bireyleri, taht üzerinde
hak sahibiydi. Padişah ölünce, oğullarından hangisinin tahta geçeceği konusunda, devlet yönetiminde etkili grupların (ümera, ulema vb.) Eski Türk Devlet geleneğinden kaynaklanan bu sistem (Kut anlayışı) taht kavgalarına neden oluyordu. tercihleri önemli rol oynuyordu.

I. Murat Döneminde ülke padişah ve çocuklarının ortak malıdır anlayışı geçerli olmaya başlamıştır.

Fatih Sultan Mehmet zamanında, başa geçen şehzadeye karşı kardeşlerinin karşı çıkmasını engellemek amacıyla (Nizam-ı Âlem için) kardeşlerini öldürebilme yetkisi verilmiştir. Bununnedeni taht kavgalarınedeniyle devletin tehlikeye düşmesini ve parçalanmasını önlemek ve
en güçlü olanın padişah olmasını sağlamaktı.

Osmanlı padişahları, Yavuz Sultan Selim’den itibaren halife unvanını alarak, İslam dünyasının da dini lideri konumuna gelmiştir(1517).

17. yüzyılın başlarında I. Ahmet zamanında Osmanlı ailesinin en yaşlı ve tecrübeliüyesinin (Ekber ve Erşed) başa geçmesi kuralı
getirildi. Bu değişiklik sonucunda şehzadelerin sancağa çıkma uygulaması kaldırılarak yerine Kafes Usulü getirildi.
Bu uygulama şehzadelerin tecrübesiz ve bunalımlı yetişmesine neden olmuştur. Bu sistemle tahta kimin geçeceği belli olmuş ve ilk dönemlerdeki taht kavgaları görülmemiştir.(Bu sistem şehzadeler arasındaki
rekabetduygusunu ortadan kaldırması bakımından olumsuz, taht kavgalarına son vermesi bakımından da olumlu sonuçlar doğurmuştur).

19. yüzyıl, Osmanlı Devleti’nin batıya ayak uydurma çabalarının olduğu bir dönemdir.Bu dönemde padişahın yetkilerini düzenleyen yeni kurumlar kurulmuştur. Bu kurumların başında parlamento (meclis) gelir. Ancak I. Meşrutiyet döneminde de padişahın yetkilerine bir sınırlama getirilmedi. Son söz yine padişahın idi. II. Meşrutiyetin ilanı ile padişahın yetkilerine az da olsa sınırlamalar getirildi ve meclisin yetkileri arttırıldı.

Osmanlı Devletinin kuruluş yıllarında başta bulunan hükümdarlara Bey denilmiştir. Yine Hıristiyanlara karşı savaştıklarından Gazi  de denilmiştir.I. Murat döneminden itibaren sultan unvanını  kullanmaya başlamışlardır. Hükümdarların aldığı diğer başlıca unvanlar;Han, Hakan, Hüdavendigar, Hünkâr ve genellikle Padişah’tır. Hükümdarlık sembolleri ise; hutbe, sikke, davul, sancak, tuğ ve kılıç kuşanmaktı.

NOT: 
Osmanlı padişahlarının erkek çocuklarına şehzade denilirdi.16.yüzyılın sonlarına kadar şehzadeler 14–15 yaşlarına gelince, Anadolu’daki sancaklara sancakbeyi olarak gönderilirlerdi.Şehzadeler, başlarında Lala denilen bilgili, tecrübeli devlet adamlarının gözetiminde sancaklarayönetici olarak gönderilirlerdi. III. Mehmet'ten sonra şehzadelerin sancağa çıkma usulü kaldırıldı. (Şehzadeler sarayda kafes hayatı yaşadılar).

OSMANLILARDA MERKEZ TEŞKİLATI

 

Osmanlı Devleti’nde hükümet, ordu ve eyaletlerin yönetimi padişaha bağlı olarak teşkilatlanmıştı. Padişah, ülkenin her tarafındaki bütün birimleri merkezden yönetiyordu.
Devletin yönetim merkezi İstanbul’du.

A. SARAY
Saray, padişahın hem özel hayatının geçtiği hem de devletin yönetildiği yerdi. Saray sadece; yönetim ve askerlik için değil, Osmanlı edebiyatı, sanatı, ekonomik ve  sosyal hayatı bakımından da geniş teşkilatlı bir merkez ve her alan için bir moda ve  ilham kaynağı olmuştur.Osmanlı sarayı genel planı itibariyle, Enderun denilen iç saray Birun denilen dış saray ile Harem olmak üzere üç bölümden oluşuyordu.
Birun ile Enderun’u ”Bâbü’s-Saâde” denilen kapı birbirine bağlıyordu.
     1- Enderun (İç Saray) : Enderun, padişahın güvenilir ve yetenekli elemanlarının yetiştiği, gerekli bilgi ve deneyim kazandıkları bir yerdi. Enderun yönetim örgütü içinde önemli görevlere getirilecek insanların seçiminin yapıldığı bir okul görevi yapmıştır.
      Enderun’daki eğitim ve hizmet odaları şunlardı.

  • Has Oda: Burada padişahın günlük işlerine bakan kişiler bulunurdu.
  • Hazine Odası: Padişahın özel hazinesine ve değerli eşyalarına bakarlardı.
  • Kiler Odası: Padişahın sofra hizmetlerini yerine getirilerdi.
  • Seferli Odası: Müzisyen, berber vb. hizmetlilerin bulunduğu yerdi.
      2- Birun (Dış Saray) : Padişahın devlet işlerine baktığı bölümdür. Birun’da padişahın taşra hizmetine ait teşkilatı bulunuyordu. Bunların en önemlileri şunlardır: Yeniçeriler, Altı Bölük Halkı, Topçular, Cebeciler, Mehterler, Müteferrikalar, Çaşnigirler, Çavuşlar, Kapıcılar ve Seyisler...
     3-  Harem: Burası hükümdar ve ailesinin bulunduğu bölümdür. Harem aynı zamanda Enderun gibi okul görevi görürdü.  Padişahın hanımları kadın efendi, annesi ise valide sultan unvanları ile anılırdı. Harem’in yöneticisi harem ağası idi.
NOT: Osmanlılarda ilk saray Bursa da yapılmıştı. Başkent Edirne olunca burada daha büyük bir saray yapılmış, İstanbul'un fethiyle Fatih Beyazıt'taki mevcut sarayda oturmuş, buranın yeterli gelmemesiüzerine aynı yerde başka bir saray yaptırılmıştı. Eski Saray denilen bu sarayın dayeterli olmaması üzerine Topkapı Sarayı(yeni saray) yapılmıştır. Padişahlar 19. yüzyıla kadar burada oturmuşlar, 19. yüzyılda Dolmabahçe, Beylerbeyi, Çırağan ve Yıldız Sarayları yapılmıştır.

B-  İSTANBUL’UN YÖNETİMİ
İstanbul’dan önce Söğüt, Bilecik, Karacahisar, Yenişehir, İznik, Bursa ve Edirne Osmanlılara başkentlik yapan merkezlerdir. İstanbul padişahın yaşadığı ve devletin yönetildiği yer olması nedeniyle her konuda ayrıcalıklı uygulamaya tabi tutulmuş, her yönetim biriminin en üst yöneticisi buraya tayin edilmiştir. İstanbul’a Dersaâdet, Der-i–Aliyye, Asitane, İslambol gibi adlar verilmiştir. İstanbul’un genel düzen ve güvenliğinin sorumluluğu Sadrazama verilmiştir

C-  DİVAN-I HÜMAYUN

Orhan Bey döneminde kurulmuştur. Osmanlıların en üst yönetim organı, en üst mahkeme vepadişahların danışma meclisidir. Bugünkü “Bakanlar Kurulu”na benzeyen bir teşkilattır. Üyeleri padişah tarafından atanır, her türlü kararda son sözü padişah söylerdi. Divanın aldığı kararlar Mühimme adı verilen defterlere kaydedilirdi.Divan-ı Hümayunda padişaha ait yetkileri kullanmak üzere görevlendirilmiş üç kolun temsilcileri vardı. Bu kollar Seyfiye, İlmiye ve Kalemiye kollarıydı.

     1-  Seyfiye (Ehl-i Örf, Ehl-i Seyf, Ümera)
Padişahın örfünü uygulayıcısı olan koldur. Diğer bir deyişle yürütme gücünü temsil eden koldur. Seyfiyeden olan her derecedeki görevliler, reayanın huzurlu yaşayabilmesi ve adaletleyönetilebilmesi için merkezde ve taşrada görev yaparlardı. Seyfiyenin iki temel görevi vardı: Yönetim ve Askerlik. Seyfiyenin divandaki temsilcileri ve görevleri şunlardır:
  • Sadrazam (Vezir-i Azam): Günümüzde başbakan konumundaki sadrazam, padişahın mutlak vekili olup yönetimde padişahtan sonra en yetkili kişidir. Devletin en yüksek rütbeli memuru durumundadır. Fatih’ten itibaren Divan’ın da başkanı olan sadrazam çoğu zaman padişah adına devleti idare etmiştir. Padişah bulunmadığı zamanlarda orduya da Serdar-ı Ekrem unvanıyla sadrazam komuta ederdi.
  • Kubbealtı Vezirleri: Günümüzdeki devlet bakanları konumunda olan vezirler daha çok askeri ve siyasi işlerden sorumluydular. Zaman zaman değişik işlerde görevlendirilirlerdi.
  • Yeniçeri Ağası: Vezir olan Yeniçeri Ağaları Divan’ın daimi üyesiydiler. Ancak vezir olmayan Yeniçeri ağaları ise ihtiyaç duyulduğunda görüşmelere katılırlardı.
  • Kaptan-ı Derya: Osmanlı Devleti’ni ilgilendiren denizlerdeki bütün işlerin sorumlusu ve Donanmay-ı Hümayunun başkomutanıdır. 16. yüzyıldan itibaren İstanbul’da bulunduğu zamanlarda divan çalışmalarına katılmıştır.
    2-  İlmiye (Ehl-i Şer)
Devletin temel ideolojisini savunan gruptur. İlmiye sınıfı, medreselerde yetişen bilgili kişilerden oluşuyordu. İlmiyenin devlet yönetiminde ve toplum içinde üç önemli görevi vardı: Bunlar Tedris ( Bilgi aktarma yani eğitim-öğretim görevidir), Kaza ( İslam hukukuna göre hüküm verme yani yargı görevidir) ve İfta ( Yapılan işlerin şeriata uygun olup olmadığı konusunda fikir belirtme yani fetva görevidir).İlmiyenin divandaki temsilcileri ve görevleri şunlardır:
  • Kazaskerler: I. Murat döneminde kurulmuş Fatih döneminde Anadolu ve Rumeli Kazaskerlikleri olmak üzere sayıları ikiye çıkarılmıştır. Kazaskerler Divan’da büyük davalara bakarlar, kendi bölgelerindeki kadı ve müderrisleri atama veya görevden alma işlerine karar verirlerdi.
  • Şeyhülislam (Müftü): İlmiye sınıfının başıdır. Yükselme dönemine kadar diva üyesi değildi ve gerektiğinde çağrılırdı. Kanuni’den itibaren divana üye olmuştur. Divan’da alınan kararların İslam Dini’ne uygun olup olmadığı konusunda fetva verirdi. Yükselme döneminde protokoldeki yeri hızla arttı ve sadrazamla eşit duruma geldi. Fetva verme yetkisi vardı. İlk şeyhülislam II. Murat döneminde görev yapan Molla Fenari’dir.
     3-  Kalemiye (Ehl-i Kalem)
Osmanlı idari ve mali bürokrasisini oluşturan gruptur. Kalemiyenin divandaki temsilcileri ve görevleri şunlardır:

     a) Nişancı: Divanda çıkan belgelere, padişah adına yazılacak fermanlara, beratlara ve namelere hükümdarın imzası olan tuğrayı çekerlerdi. Nişancının görevleri şunlardır:
  • Fethedilen arazileri tahrir defterlerine yazmak.
  • Dirlikleri dağıtmak,  tapu defterlerine işlemek ve kayıtları düzenlemek.
  •  Padişahın tuğrasını çekmek.
  • Örfi kanunları iyi bilmek ve gerektiğinde yorumlamak.
  • Divanda alınan kararları düzelttikten sonra tamamlamak, fermana uygun olarak emirleri yazmak, padişaha ve sadrazama gelen mektupları tercüme ettirerek bunlara cevap hazırlamak.Nişancıya Reisülküttab başkanlığında, çeşitli kalemlerden oluşan bir teşkilat vardı. Bu kalemler: Beylikçi Kalemi, Tahvil Kalemi, Ruus Kalemi ve Amedi Kalemi idi.
     b) Defterdar: Maliye işlerinden sorumlu bakanlar idi. İlk defterdar I. Murat döneminde
atanmıştır.Mali işlerin artmasından dolayı Fatih döneminde Anadolu ve Rumeli
Defterdarı olmak üzere sayıları ikiye çıkarılmıştır. Defterdarın görevleri şunlardır:
  • Hazine ile ilgili işlerde hüküm yazmak
  • Rütbe ve dirlik verilecek kimseleri hükümdara teklif etmek
  • Akçenin değerini korumak
  • Bütçeyi hazırlayarak hükümdara sunmak
Defterdarlığa bağlı başlıca kalemler şunlardır; Ruznamçe Kalemi, Maliye Emirleri Kalemi, Tarihçi Kalemi, Gelir ve Giderler kalemi.

     c) Reisülküttap: Divandaki kâtiplerin şefi olan Reisülküttap nişancıya bağlıydı.
17. yüzyıldan sonra önemi artmış ve devletin dışişlerinin sorumluluğu Reisülküttaplara verilmiştir.

   DİĞER DİVANLAR

  • Sefer Divanı: Vezir-i azam sefere çıkarken toplanan divan
  • Ulufe Divanı: Yeniçeri maaşları için toplanan divan
  • Galebe Divanı: Yabancı elçilerin kabulü sırasında toplanır
  • Ayak Divanı: Olağanüstü durumlarda toplanan divan.
  • At Divanı: Sefer sırasında at üzerinde yapılan toplantı.
      D- MERKEZ  TEŞKİLATINDA  MEYDANA  GELEN DEĞİŞİKLİKLER
  • 1826'dan itibaren Bab-ı Ali sadrazamın özel ikametgâhı olmaktan çıkmış, devletin hükümet binası haline gelmiştir.
  • II. Mahmut, merkez teşkilatının temel kurumu olan Divan-ı Hümayun’u kaldırarak Avrupa tarzında bakanlıklar (Nazırlıklar) kurmuştur.
  • Yönetim, adalet ve askerlik işlerinin planlanması ve yürütülmesi için Dar-ı Şuray-ı Babıâli, Meclis-i Valy-ı Ahkâm-ı Adliye ve Dar-ı Şuray-ı Askeri gibi meclisler kurulmuştur.
  • Tanzimat Fermanıyla başlayan dönemde yeni meclisler kurulmuştur. Bu dönemde padişahın yetkileri sınırlandırılmış ve kanunun üstünlüğü kabul edilmiştir.
  • Tahta Osmanlı ailesinin en yaşlı üyesinin geçmesi, zamanla devlet işlerinin sadrazamlara bırakılması sonucun doğurdu. Sadrazamların
  • güçlenmesi ile Divan Bab-ı Ali’de (Sadrazam kapısı = Yüksek Kapı) toplanmaya başlamıştır         
  • I. Mahmut ve II. Osman zamanlarında divan toplantıları kaldırıldı. Devletişleri sadrazam konağında görülmeye başlandı. Bu durum  sadrazamların gücünü arttırmıştır.
  • 18. yüzyılda Avrupa devletleriyle diplomatik ilişkilerin artması kalemiye sınıfının özellikle de Reisu’l Küttab'ın etkinliğini arttırmıştır
  • 1876 yılında Kanun-i Esasi ilan edilerek meşrutiyet yönetimine geçildi. Bu anayasa ile padişahın yanında halkında yönetime katılması sağlandı. Meşrutiyet döneminde Meclis-i Mebusan ve Meclis-i Ayan adıyla iki tane meclis açıldı.
SON DAKİKA HABERLERİ


 

Facebook beğen
 
Reklam
 
TARİHTE BUGÜN
 

Tarihte Bugün v.5.0
 
Bugün 1 ziyaretçi (17 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=