YGS-LYS-KPSS TARİH DERS NOTLARI VE SORULARI
   
 
  Ermeni Sorunu-2
Ermeni Kafilelerine Yapilan Saldirilar ve Devletin Önlemleri
Ermenilerin yeni yerlesim bölgelerine nakilleri sirasinda bazi kafilelere, özellikle Halep-Zor arasinda bölge hakli tarafindan saldirilar düzenlenmistir. 8 Ocak 1916 tarihli bir telgraftan anlasildigina göre; Halep'e bir saat mesafeden Meskene'ye kadar olan yollarda Arap eskiyasinin gasp için yaptigi saldirilar sonucu pek çok Ermeni’nin öldürüldügü; Diyarbakir'dan Zor'a ve Suruç'tan Menbiç yoluyla Halep'e nakledilen Ermenilerden 2.000 kadarinin yine Arap asiretlerinin saldirilarina maruz kalarak soyulduklari anlasilmistir. Diyarbakir bölgesinde çeteler ve eskiya tarafindan 2.000’e yakin kisinin öldürüldügü; Erzurum-Erzincan arasinda 500 kisilik baska bir kafilenin de bazi asiretlerin saldirisi sonucu öldürüldügü anlasilmaktadir.
Osmanli hükümeti, bir yandan cephelerde düsmanla savasirken bir yandan da kafilelerin emniyetlerini saglamak için olaganüstü gayret sarf etmistir. Ermeni kafilelerinin sevki sirasinda ihmali veya yolsuzlugu görülen görevlileri tespit etmek üzere inceleme heyetleri kurulmus ve göç bölgelerine gönderilmistir. Bu heyetler, suçu sabit görülenleri Divan-i Harp’e sevk etmistir. Ihmali bulunan görevliler isten el çektirilirken, bir kismi da agir cezalara çarptirilmistir.
Yerleri Degistirilmeyen Ermeniler
Yer degistirme karari bütün Ermenilere uygulanmamistir. 2 ve 15 Agustos 1915 tarihlerinde ilgili valiliklere gönderilen telgraflarda, Katolik ve Protestan mezhebinde bulunan Ermenilerin yani sira, Osmanli ordusunda subay ve sihhiye siniflarinda hizmet gören Ermeniler ile Osmanli Bankasi subelerinde, reji idaresinde ve bazi konsolosluklarda çalisan Ermenilerin devlete sadik kaldiklari sürece göçe tabi tutulmayacaklari bildirilmistir. Göçe tabi tutulan sadece devlete bas kaldiran Gregoryan mezhebine mensup Ermenilerdir.
Öte yandan, hasta, özürlü, sakat ve yaslilar ile yetim çocuklar ve dul kadinlar da göçe tabi tutulmamis, yetimhaneler ve köylerde koruma altina alinarak ihtiyaçlari devlet tarafindan karsilanmistir. Korunmaya muhtaç Ermeni aileler hakkinda yayinlanan 30 Nisan 1916 tarihli genel bir emirde ise; erkekleri sevk edilen veya askerde bulunan kimsesiz ve velisiz ailelerin Ermeni disinda yabanci bulunmayan köy ve kasabalara yerlestirilmesi, geçimlerinin göçmen ödeneginden saglanmasi bildirilmistir(15).
Göç Ettirilen Ermenilerin Geri Getirilmesi
Ermenilerin yeni yerlesim bölgelerine gönderilmeleri 8 Subat 1916’da durdurulmustur. Birinci Dünya Savasi’nin bitmesinin ardindan yer degistirmeye tabi tutulan Ermenilerden isteyenlerin eski yerlerine dönebilmeleri için bir kararname çikarilmistir. Içisleri Bakani Mustafa Pasa'nin 4 Ocak 1919'da Basbakanliga gönderdigi yazida, dönmek isteyen Ermenilerin eski yerlerine nakledilmeleri konusunda ilgili yerlere tâlimat verildigi ve gereken tedbirlerin alindigi ayrintili bir sekilde belirtilmistir(16).
Yer Degistirme Uygulamasinin Yurtdisindaki Yansimalari
Yer degistirmenin yapildigi bölgelerde bulunan yabanci gözlemciler, Birinci Dünya Savasi’nin içinde birçok cephede savasmasina ragmen Osmanli Hükümeti'nin bu isi büyük bir titizlikle ve iyi bir sekilde yürüttügünü yazdiklari halde, Bati basini olaylari saptirarak vermeyi tercih etmistir. Nitekim Amerika'nin Mersin'deki konsolosu Edward Natan, sevkiyatin son derece düzen içinde yapildigini raporunda belirttigi halde, Istanbul'daki büyükelçi Morgantau, olaylari gerçeklere tamamen ters sekilde ülkesine bildirmis ve Amerikan basini da bunlari Türkler aleyhine kullanmistir.
Iran'da bulunan Ingiliz konsoloslarinin raporlari çerçevesinde 1.000.000 Ermeni’nin öldürüldügü gibi iddialar Ingiliz parlamentosunda tartisilmis ve Türk Hükümeti'nin protesto edilmesi karari alinmistir. Ayrica, Ingiltere'de Ermeni olaylari hakkinda yayinlanan "Mavi Kitap"ta Osmanli ülkesinde bulundugu savunulan 1.800.000 Ermeni’den üçte birinin katledildigi iddia edilmistir.
Yabancilarin Incelemeleri
Bu konuda ilk inceleme, Birinci Dünya Savasi’nin bitiminden hemen sonra Istanbul'un isgali sirasinda Ingilizler tarafindan yapilmistir. Savas suçu isledikleri gerekçesiyle tutuklanan 143 Türk’ü mahkum ettirebilmek için, savastan galip gelmelerinin üstünlügünü de kullanarak yaptiklari incelemelerde soykirimin varligina yönelik bir bilgi ve belgeye ulasamamislardir.
Sonraki yillarda soykirima yönelik uydurmalar durmamis, sahte bilgi ve belgelerle kamuoyu olusturulmaya çalisilmis, bazi ülkelerin siyasileri de bu oyuna alet edilmistir. 1985’te ABD Temsilciler Meclisi’nin sözde Ermeni soykirimina yönelik bir karar alma çalismasi üzerine, 69 bilim adaminin 19 Mayis 1985’te Temsilciler Meclisi’ne sunduklari rapor, son derece önemlidir. Raporda özetle söyle denilmistir(17):
14. yüzyildan 1922'ye kadar, günümüzde Türkiye olarak, daha dogrusu ‘Türkiye Cumhuriyeti’ olarak adlandirilan bölge, çok dinli, çok uluslu bir devlet olan Osmanli Imparatorlugunun bir parçasiydi. Nasil Habsburg Imparatorlugunu günümüz Avusturya Cumhuriyeti ile es saymak yanlissa, Osmanli Imparatorlugunu, Türkiye Cumhuriyeti ile bir tutmak da yanlistir.
Türk, Osmanli arastirmalari ve Ortadogu üzerine uzmanlasmis, asagida imzalari bulunan Amerikali akademisyenler, ABD Temsilciler Meclisi'nin 192 sayili kararinda kullanilan dilin birçok açidan yaniltici ve yanlis oldugu görüsündedirler. Çekincelerimiz ‘Türkiye’ ve ‘soykirim’ sözcüklerinin kullanilmasi konusunda odaklanmakta olup asagidaki sekilde özetlenebilir:
Günümüz Türkiye Cumhuriyetinin 1923 yilinda kurulmasiyla sonuçlanan Türk Devrimiyle 1922'de tarih sahnesinden silinmis olan Osmanli Imparatorlugu, su anda Güneydogu Avrupa, Kuzey Afrika ve Ortadogu'da bulunan ve sadece bir tanesinin Türkiye Cumhuriyeti oldugu 25'ten fazla devletin topraklarini ve halklarini bünyesinde barindiran bir devletti. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanli zamaninda gerçeklesen hiçbir olaydan sorumlu tutulamaz.
‘Soykirim’ suçlamasina gelince; bu açiklamayi imzalayanlarin hiçbiri Ermenilerin çektikleri acilarin boyutlarini küçümseme amacini tasimamaktadir. Ayni sekilde söz konusu bölgedeki Müslüman halkin da acilarinin farkli sekilde degerlendirilemeyecegi görüsündeyiz. (...) Ancak saldirgan ve masum olani ayirt edebilmek ve olaylarin nedenlerini belirleyebilmek için tarihçilerin ulasmalari gereken daha birçok belge ve bulgular vardir.
Temsilciler Meclisinin 192 sayili kararindaki gibi ithamlari kaçinilmaz olarak Türk halki hakkinda adaletsiz yargilara varilmasina ve belki de tarihçilerin bu trajik olaylari anlamakta kaydetmeye basladiklari gelismeye zarar verilmesine yol açacaktir.
Kongre bu karari kabul ederse, tarihsel sorunun hangi yaninin dogru olduguna yasa yolu ile karar vermeye çalismis olacaktir. Tarihsel olarak süpheli varsayimlara dayali böylesine bir karar, dürüst tarihsel arastirmaya zarar verecek ve Amerikan yasama sürecinin güvenirliligini sarsacaktir.
DIPNOTLAR
1) Halaçoglu, Prof. Dr. Yusuf, Ermeni Tehciri ve Gerçekler (1914-1918), TTK Yayini, Ankara 2001, s. S. 70 (SFR., nr. 54/315 (Ek-III)
2) Halaçoglu, Prof. Dr. Yusuf, a.g.e., s. S. 70 (DH. EUM. 2. Sube, 68/80)
3) Orel, Sinasi; Yuca Süreyya; Ermenilerce Talat Pasa'ya Atfedilen Telgraflarin Gerçek Yüzü, TTK Yayini, Ankara 1983.
4) Halaçoglu, Prof. Dr. Yusuf, a.g.e., s. S. 70
5) Dr. Hüsamettin Yildirim, Ermeni Iddialari ve Gerçekler, Ankara, 2000, s. 35
6) Karpat, Kemal H. Ottoman Population 1830-1914 Demographic and Social Charsetistic, The University Of Winsconcin Press, 1985, London
7) Halaçoglu, Prof. Dr. Yusuf, a.g.e., s. 76
8) Halaçoglu, Prof. Dr. Yusuf, a.g.e., s. 77
9) Halaçoglu, Prof. Dr. Yusuf, a.g.e., s. 77
10) DH. EUM. 2. Sube, nr.2F/14.
11) Bkz. DH. EUM. 2. Sube, nr.2F/94.
12) Archives des Affaires Etrangéres de France, Série Levant, 1918-1928, Sous Série Arménie, Vol. 2, folio 47’den naklen bkz. Bilal ªimºir, Les Departén de Melte et les Allégations Armeniennes, Ankara 1998, p. 49.
13) Akdes, Nimet Kurat; Türkiye ve Rusya, Ankara, 1990, s. 471
14) Hovannisian, Richard, The Ebb and Flow of the Armenian Minortiy in the Arab Middle East, Middle East Journal, Vol. 28 no. 1 Winter 1974, s. 20
15) Halaçoglu, Prof. Dr. Yusuf, a.g.e., s. 62
16) Halaçoglu, Prof. Dr. Yusuf, a.g.e., s. 82
17) FEIGL, Erich-, A Myth of Terror: Armenian Extremism: Its Causes and Its Historical Context, Edition Zeitgeschichte-Freilassing, Austria.
 
SOYKIRIM NEDİR?
Yer degistirme uygulamasi Ermeni çevreleri ve hasim devletlerce "Ermeni katliami ve soykirimi" olarak adlandirilmis ve Osmanlilara karsi büyük bir propaganda kampanyasi baslatilmistir.
Oysa soykirim; “irk, milliyet, etnik ve din farkliliklari nedeniyle insan gruplarinin yok edilmesi”dir. Bu suç, direkt olarak bir hükümet tarafindan veya onun riza göstermesi ile islenebilir. Birlesmis Milletler Genel Kurulu, dünyada soykirim suçunu önlemek ve cezalandirmak için 1948'de "Soykirim Sözlesmesi”ni kabul etmis ve Türkiye de bu sözlesmeye 1950 yilinda taraf olmustur.
Soykirim dendigi zaman Nazilerin, Yahudilere ve diger etnik gruplara karsi giristikleri kitlesel kiyim akla gelir. 1939-1945 yillari arasinda 5-6 milyon Yahudi, 3 milyondan fazla Sovyet savas tutsagi, birer milyondan fazla Polonya ve Yugoslavya sivil halki, 200.000 civarinda Çingene ve 70.000 özürlü insanin canina kiyilmistir. Iste soykirim budur.
Bunlara ilave olarak, Birlesmis Milletler'in önleyici yönde sözlesmesi olmasina ragmen, modern çagda da sayisiz soykirim olayi görülmüstür.
Örnegin, bizzat olayin kahramani 2 emekli Fransiz generalin Le Monde’da yayinlanan itiraflarina göre; Fransizlar 1954-1962 yillari arasinda Cezayir’de en az 1 milyon Cezayirliyi katletmis, 1965-1966 yillarinda Endonezya ordusu bir milyon komünisti ve ailelerini öldürmüs, 1975-1979 yillari arasinda Kamboçya'da Kizil Kmerler 1.7 milyon Kamboçyali'yi katletmis, 1994'de Ruanda'da 500.000 Tutsi, Hutular tarafindan öldürülmüs ve nihayet 1991'den sonra Bosna-Hersek ile Kosova'da binlerce Müslüman Sirp vahsetine maruz kalmistir.
Soykirim suçu, gerçek anlamda bu olaylarda islenmistir. Ermeni iddialarinin ve yalanlarinin aksine, 1915 yilinda Dogu Anadolu bölgesindeki Ermenilerin daha güvenli topraklara göç ettirilmesi uygulamasi, Ermenilerin ve cephelerin güvenligini saglamaya yönelik bir harekettir ve soykirimla hiç bir ilgisi yoktur. Ermenilerin Dogu Anadolu'da savas ve göç sirasinda kayiplar verdikleri dogrudur. Ancak bu kayiplar, Dogu Anadolu'da yasanan savas ve isyanlar nedeniyle asayisin saglikli olarak saglanamamasi, araç, yakit, gida, ilaç yetersizligi, agir iklim kosullari ile tifüs gibi salgin hastaliklar nedeniyle meydana gelmistir. Hiçbir sekilde kasitli ve planli bir katliam söz konusu degildir.
Aslinda Ermeniler, geçmiste hakimiyeti altinda yasadiklari devletlere ihanetlerinden dolayi bir çok kez buna benzer göç hareketlerine tabi tutulmuslardir. Sasaniler 379'larda 70.000 Ermeni’yi Iran'a, Bizanslilar 1025'lerde Dogu Anadolu'daki 40.000 Ermeni'yi Sivas ve Kayseri'ye, Memluklar 1250'lerde 10.000 kadar Ermeni'yi Misir'a, 1743'de Iranlilar 24.000 Ermeni'yi Iran içlerine ve 1777'de Kirim'i isgal eden Ruslar bölgedeki binlerce Ermeni'yi steplere sürmüstür.
Tarih boyunca sayisiz göç ve sürgün olayina maruz kalan Ermeniler, bunlarin hiç birini gündeme getirmeden, sadece 1915'te Osmanli devleti tarafindan son derece hakli gerekçelerle yer degistirmeye tabi tutulmalarini sözde soykirim adi ile sorun haline getirmeye çalismaktadirlar. Bu tavir, maksatli ve Türkiye'nin bütünlügünü bozmaya yönelik politikalarin bir ürünüdür. Bazi ülkelerin, Afrika ve Balkanlarda yasanmakta olan gerçek anlamdaki soykirim hareketlerine seyirci kalarak, sözde Ermeni soykirimi iddialarina ve yalanlarina destek vermeleri de bunun en açik göstergesidir.
 
ERMENİ TERÖRÜ
 
Türkiye açisindan Ermeni sorununun önemli bir boyutu da, Ermenilerin Türklere karsi silahli terör metodolojisini kullanmaya baslamalaridir. Türk devlet adamlarina yönelik bu saldirgan strateji, ilk defa 1905'de II.Abdülhamit'e yapilan bombali saldiri ile baslamistir. Anadolu disinda kurulan Hinçak, Tasnak, Ramgavar, Hinçak Ihtilal Komitesi, Silahlilar Cemiyeti, Ermenistan’a Dogru Cemiyeti, Genç Ermenistan Cemiyeti, Ittihat ve Halas Cemiyeti ve Karahaç Cemiyeti gibi halki silahli ayaklanmaya sevk eden örgütlenmeler meydana getirilmistir. Bütün bunlarin sonucunda binlerce Türk ve Ermeni’nin hayatina mal olan isyan hareketleri ülkenin dört bir yanina yayilmistir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasindan 1965 yilina kadar sakin bir dönem geçirildikten sonra, Ermeni lobisinin destegiyle terör hareketleri birdenbire tekrar ortaya çikarilmis, Türk diplomatlari öldürülmeye baslanmistir. 1972 yili sonuna kadar çesitli ülkelerde 20'ye yakin anit dikilmis, basin ve yayin yolu ile karalama faaliyetleri programli olarak uygulamaya konmustur. Bu yeni dönemde terörü özendiren, gelistiren, hazirlayan, daha genis alanlara yayilmasini, ve hedeflerinin çesitlenmesini saglayan; terör tim ve gruplari olusturan, yeni örgütlenme çabalarina destek, temas ve iliskiler ortami hazirlayanlar, Tasnak ve Hinçak terör örgütleridir. Bunlarin yaninda isminden en çok söz ettiren ve Ermeni terörü ile es anlamda kullanilan “Ermenistan'in Kurtulusu Için Ermeni Gizli Ordusu” örgüt adinin kisaltilmis sekli olan ASALA'dir. Geleneksel terör örgütleri içlerinden çikardiklari terör tim ve gruplariyla, ASALA ise terörün en acimasiz ve insanlik disi uygulamalariyla yeni dönemin terör yaraticilari olmuslardir. ASALA da manevi ve psikolojik destegi, temas ve iliskiler ortamini Hinçaklardan almistir. Ermeni terörü, yurt disindaki Türk görevlilerine, temsilciliklerine ve kuruluslarina yönelik silahli saldirilar seklinde kisa zamanda hizli bir tirmanis göstererek yogunluk kazanmistir. Bu dönemde, Avrupa ve dogu ülkeleri ile Suriye ve Lübnan'da üsler edinen Ermeniler, Kibris Rumlari ve Yunanistan ile isbirligi içine girerek eylemlerini gerçeklestirmislerdir. Ermeni terör örgütleri, dis dünyanin tepkileri üzerine 1980’li yillarda taktik degistirerek, PKK terör örgütü ile isbirligine girmislerdir. 1984 yilinda bölücü terör örgütü PKK sahneye itilmis ve Asala-Ermeni terörü geri plana çekilmistir. Ermeniler ile PKK arasindaki baglantiyi ortaya koyan bazi somut örnekler sunlardir: · Bölücü terör örgütü PKK, 21-28 Nisan 1980 tarihini “Kizil Hafta” olarak ilan etmis ve 24 Nisan tarihini sözde Ermenilerin katledilme günü olarak anarak, toplantilar yapmaya baslamistir. · 8 Nisan 1980 tarihinde Lübnan'in Sidon kentinde PKK ve ASALA terör örgütleri ortak basin toplantisi düzenlemisler ve toplanti sonucu bir deklarasyon yayinlamislardir. Ancak bu olayin tepki çekmesi üzerine iliskilerin illegal alanda gizli olarak sürdürülmesi kararlastirilmistir. Bu uzlasmadan sonra, 9 Kasim 1980 tarihinde Strazburg Türk Baskonsoloslugu’na, 19 Kasim 1980 tarihinde ise Roma Türk Hava Yollari bürosuna yönelik olarak düzenlenen saldirilar, PKK ve ASALA terör örgütleri tarafindan ortaklasa üstlenilmistir. · Bölücü terörist Abdullah Öcalan, Ermeni Yazarlar Birligi tarafindan “Büyük Ermenistan hayali fikrine olan katkilarindan dolayi” onur üyeligine seçilmistir. · Ermeni Halk Hareketi’nin bünyesinde, bir çok Avrupa ülkesinde oldugu gibi bir Kürdistan Komitesi olusturulmustur. · 4 Haziran 1993 tarihinde; Ermeni Hinçak Partisi, ASALA ve PKK terör örgütü mensuplarinin katilimiyla Bati Beyrut'ta bulunan PKK terör örgütü merkezinde bir toplanti yapilmistir. Ermeni-PKK iliskisiyle ilgili bir baska çarpici örnek ise, 6- 9 Ocak 1993 tarihlerinde Beyrut'taki iki ayri kilisede düzenlenen ve Lübnan Ermeni Ortodoks Baspiskoposu, Ermeni Parti yetkilileri ile 150 gencin katildigi toplantilarda kullanilan su ifadelerdir: · Simdilik Türkiye'ye karsi sakin tutum gösterilmelidir. · Ermeni toplumu gittikçe büyümekte ve ekonomik yönden güçlenmektedir. · Gelistirilen propaganda faaliyetleri sayesinde, bütün dünyada (sözde) soykirim daha iyi bilinmeye baslanmistir. · Ermenistan devleti kurulmustur, her geçen gün topraklari genislemektedir ve atalarinin intikamini mutlaka alacaklardir. · Basta ABD olmak üzere, diger batili ülkeler de Karabag'da sürdürülen savasta Ermenileri hakli bulmaktadirlar. Bu firsati degerlendirmek gerekir... Karabag'da savasan Ermeni gençlerine yenileri katilacaktir. · Türkiye'de -PKK terör örgütü ile yapilan mücadele kastedilerek- iç savas devam edecek, Türk ekonomisi sifir noktasina gelecek ve vatandaslar bas kaldiracaklardir. · Türkiye bölünecek ve bir Kürt devleti kurulacaktir. · Ermeniler Kürtlerle olan iliskilerini iyi bir sekilde yürütmeli ve Kürtlerin mücadelelerini desteklemelidirler. · Bugün Türklerin elinde olan topraklar, yarin Ermenilerin olacaktir. Özetle; Ermeni terör örgütlerinin müsterek amaci; her firsattan yararlanarak Türkiye'yi istikrarsizliga sürüklemek ve sözde isgal altindaki Ermeni topraklarini kurtararak "Bagimsiz Büyük Ermenistan"i kurmaktir. Bugün devlet olma özelligini de elde eden Ermenilerin, söz konusu isteklerinin degisik basliklar altinda devam ettigi görülmektedir.
 
BUGÜNKÜ DURUM
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birligi'nin dagilmasindan sonra, 23 Eylül 1991'de bagimsizligini ilan eden Ermenistan Cumhuriyeti, Türkiye'ye yönelik "sözde soykirim" iddialarini bir devlet politikasi haline getirmistir. Ermeniler, zulme ve haksizliga ugramis bir toplum imaji yaratarak, basta ABD ve Fransa olmak üzere belli basli devletleri ve uluslar arasi kuruluslari, Ermeni davasi lehine çekmeye çalismaktadirlar.
Soykirim iddialarinin kabulü ve tesciline bagli olarak, Türkiye'den yüklü bir tazminat almak ve son asamada ise Türkiye sinirlari içerisinde bulundugunu iddia ettikleri sözde Ermeni topraklarinin, “Bati Ermenistan”in iadesini saglayarak Büyük Ermenistan'i kurmak yönünde bir siyaset izlemektedirler.
Nitekim Ermenistan Parlamentosu’nca 23 Agustos 1990'da kabul edilen bildiride; "Ermenistan Cumhuriyeti, Osmanli Türkiyesi ve Bati Ermenistan'da gerçeklestirilen 1915 soykiriminin uluslar arasi kabul görmesi çabasini destekler" maddesine yer verilmistir.
Sözde soykirimin taninmasini hedefleyen girisimler, birçok ülkede yogunlasmis, bu ülkelerde ardi ardina soykirim anitlari dikilmis, hatta bazi ülkelerin okullarinda “sözde soykirim” ders olarak okutulmaya baslanmistir.
Türk-Ermeni iliskileri Ter-Petrosyan yönetiminde nispeten ilimli bir havada geçmistir. Ancak Nisan 1998'de Tasnaksutyun örgütünün gizli lideri Koçaryan'in cumhurbaskani olmasiyla birlikte asiri milliyetçi hareketler serbest birakilmis ve Ermenistan, Türkiye ile iliskilerinde sertlik yanlisi bir politika izlemeye baslamistir. Koçaryan, yapmis oldugu resmi bir açiklamada; "soykirimi hiçbir zaman unutmayacaklarini, dünyaya bu trajediyi hatirlatmak durumunda olduklarini, soykirimin cezasiz kaldigini, uluslar arasi tanima ve kinamanin layik oldugu sekilde gerçeklesmedigini" ifade etmis, Birlesmis Milletler Genel Kurulu'nun 53. oturumunda da bilinen iddialarini tekrarlayarak, Ermenistan'in Türkiye ve Azerbaycan tarafindan abluka altina alindigi savunmustur.
Koçaryan gibilere en güzel cevabi süphesiz, Türkiye'de yasayan Ermeni cemaati vermektedir. 7 Ekim 2000 tarihinde yayinlanan Ceviz Kabugu adli TV programinda konusan Kandilli Ermeni Kilisesi Baskani Dikran Kevorkan soykirim iddialari ve yer degistirme uygulamasi hakkinda unlari söylemektedir:
"Soykirim ve tehcir (bir yerden alip baska bir yere götürmek) farkli anlamlara gelir. Emperyalistlerin oyunlari, Ermeni idarecilerin apolitik düs öncüleri (medya, kiliseler, din adamlari) bütün bu olaylara sebep olmustur. Patrik ruhani bir liderdir, siyasi konularda patrikten görüs alma gibi bir yanlis yapiliyor. Emperyalist güçler ASALA ve PKK'nin arkasinda olmasaydi onlar ne yapabilirlerdi? Yer degistirme meselesinde Almanya'nin Istanbul'a baskisi vardi. Burada Almanya'nin, yerlesik düzeni sarsmak ve Bagdat demiryolu mevzusunda ekonomik menfaatlerini saglama almak amaci vardi(1)."
Kevorkan'in "asimilasyon" iddialari hakkindaki görüsleri ise söyledir:
"Bugün dünya üzerindeki Ermenilerin en rahatlikla, en güçlü sekilde kendi kimliklerini muhafaza ettikleri ülke Türkiye'dir. Yurtdisindaki, Diasporadaki Ermeni, ismini degistirerek mücadeleye giriyor. Çünkü oralarda, bir kültür agirligiyla, o insanlarin kültürünü eritmek var. Bugün Türkiye'nin aleyhine konusulan Diasporadaki Ermeniler çok iyi biliyorlar ki, Amerika'nin belli kiliselerinde kurban ayinleri Pazar günleri Ingilizce yapiliyor, Ermeniler ana lisanlarini kaybediyorlar.
Bunu söyledigin zaman kötü kisi oluyorsun. Biz onun için Türkiye'deki Ermeni vatandaslar olarak üzüntümüzü dile getiriyoruz. Ne için? Atatürk'ün emanet ettigi Kuvay-i Milliye ruhuna bir haksizlik yapilmaktadir. Bütün bunlar disaridakilerin oyunudur. PKK, ASALA, bu kararname, bütün bunlar disaridakilerin oyunu. Biz Türkiye'deki vatandaslar olarak bir haksizlik yapildigini düsünüyoruz. Ermeniler eger akilliysa masa olarak kullanilmasinlar(2)."
Türkiye Ermeni Patrigi II. Mesrob ise, 22 Mayis 1999'da Istanbul Hilton Oteli'nde düzenlenen bir resepsiyonda yaptigi konusmada, sözde Ermeni iddialarinin pek çogunu çürüten su mesajlari vermistir:
"Istanbul Ermeni Patrikligi'nin kurulusu tarihte esine rastlayamayacagimiz bir olaydir. Fatih Sultan Mehmet'in Istanbul'u fethinden sekiz yil sonra, 1461'de Bati Anadolu'daki Ermeni Piskoposlugunu çikardigi bir fermanla Istanbul Patrikligi'ne dönüstürmesi Fatih'in ve Osmanli Sultanlarinin gelecek vizyonu ve diger dinlere gösterdigi hosgörünün çok açik bir örnegidir.
Tarihte bir dine mensup bir hükümdarin baska bir dinin üyeleri için ruhani riyaset makami tesis etmesi, ne Fatih'ten önce, ne de sonra görüldü. Yeni bir binyila girerken dünyada yasanan gerginlikleri, özellikle yakin çevremizdeki savas ortamini göz önünde bulunduracak olursak, 538 yil önce gerçeklesen bu olayin degerini, dinler ve kültürler arasi hosgörünün önemini, saniyorum daha iyi kavrayabiliriz.
Imparatorluk sinirlari içindeki Ermeni toplumunun hayatini onun örf ve adetlerine göre düzenleyen Fatih Sultan Mehmet'i, onun dogrultusunda ülkeye hizmet eden devlet adamlarini ve 1461'deki ilk Istanbul Ermeni Patrigi Bursali Hovagim'den baslayarak bu makama sadakatle hizmet eden 83 patrigimizi sevgiyle ve minnetle aniyoruz.
Biz Türkiye Ermenileri, ülkemizde yasayan en kalabalik Hiristiyan cemaati olarak 75. yilini coskuyla kutladigimiz Türkiye Cumhuriyeti'nin aydinlik gelecegine tüm kalbimizle inaniyor ve yarinlara ümitle bakiyoruz(3)."
Tasnaksutyun örgütünün gizli lideri Koçaryan, Ermeni Devleti’nin baskani olduktan sonra “4 T Plani”nin uygulanmasina hiz verilmistir. Nihai hedef, Türkiye Cumhuriyeti’nin toprak bütünlügüne yöneliktir ve onu parçalamayi öngörmektedir. Bu strateji, geçmisteki üç-bes Ermeni örgütünün hedefi olmaktan çikmis, bugünkü Ermenistan’in da ülküsü halini almistir. Eger bugünkü Ermenistan’in en önemli üç belgesine bakarsak bu durumu açikça görürüz.
Bunlar “Bagimsizlik Bildirgesi”, “Bagimsizlik Karari” ve 1995 yilinda kabul edilen “Ermeni Anayasasi”dir. Ermenistan Sovyet sosyalist Cumhuriyeti Yüksek Sovyeti’nin 23 Agustos 1990 tarihli “Bagimsizlik Bildirisi”nin 12. Maddesinde “Ermenistan Cumhuriyeti, 1915 Osmanli Türkiyesi ve Bati Ermenistan’da gerçeklestirilen soykirimin uluslar arasi alanda kabulünün saglanmasi yönündeki çabalari destekleyecektir” denilmektedir.
Ermenistan Parlamentosu, 23 Eylül 1991 tarihinde aldigi bagimsizlik kararinda ayni konuyla ilgili olarak “Ermenistan Bagimsizlik Bildirisi’ne sadik kalacagini” beyan ve taahhüt etmis, 1995 yilinda kabul edilen Ermeni Anayasasi’nda ise “Ermenistan’in bagimsizlik bildirisindeki ulusal hedeflere bagli kalacagi” bir anayasa hükmü haline getirilmistir.
Dolayisiyla olmayan bir soykirimin kabul ettirilmesi ve Bati Ermenistan olarak nitelendirilen Türkiye’nin dogusundan toprak talebi, gizli bir emel olmaktan çikmis, belki de bir baska ülke anayasasinda rastlanilmayacak sekilde, resmen dünyaya açiklanmistir. Anayasadan ayri olarak haritalarla bu durumun propagandasini yapmaktadirlar.
Ermenistan’in bu yayilmaci politikasi karsisinda, NATO ve AGIT’in anlasma metinlerine bakmak gerekecektir. Her iki kurulus ve bu kuruluslarin temel mantigini olusturan belgeler, üye devletlerin toprak bütünlügünü teminat altina almaktadir.
Bilindigi gibi NATO bir askeri pakttir. Ancak, AGIT’e temel teskil eden Paris Sarti’na bakacak olursak;
“... Birlesmis Milletler Yasasi ile yüklendigimiz mükellefiyetler ve Helsinki Nihai Senedi’nin getirdigi taahhütlere uygun olarak, herhangi bir ülkenin toprak bütünlügüne ya da siyasi bagimsizligina karsi kuvvet kullanmaktan veya kuvvet kullanma tehdidinde bulunmaktan ya da bu belgelerin ilke ve amaçlariyla bagdasmayan bir tarzda eylemde bulunmaktan sakinacagimiz taahhüdünü tekrarlariz. Birlesmis Milletler Yasasi ile yüklenilen mükellefiyetlere uymamanin, uluslar arasi hukukun ihlali oldugunu hatirlatiriz...”
hükmünü görürüz.
Bu madde de oldugu gibi, her iki organizasyonun mantigi açik iken, diger tarafta “Türkiye’den toprak talep eden” ya da Türkiye topragini “Bati Ermenistan” olarak yorumlayip Anayasasi’na koyan bir ülkeye yönelik NATO ve AGIT üyelerinin tavri tartisilmalidir. Uluslar arasi isbirligi taraflarin karsilikli hak ve menfaatlerine saygiya dayalidir. Bir tarafta her iki uluslar arasi kurulusun üyesi olan Türkiye, diger tarafta Türkiye’nin topraklari üzerinde hak iddia eden ve yayilmaci politika güden Ermenistan...
DIPNOTLAR
1) Kanal 6 Televizyon, Ceviz Kabugu Programi, 7 Ekim 2000)
2) Kanal 6 Televizyon, ayni program.
3) 23 Mayis 1999, Gazeteler
 
SONUÇ
Tarihte oldugu gibi günümüzde de Ermeni toplumu üzerinden siyasi ve ekonomik çikar saglamaya çalisan ülkeler bulunmaktadir. Bazi ülkelerde Türkleri ve Türkiye’yi sözde soykirimla suçlayan anitlar dikilmekte, bazi ülkelerde sözde soykirimi tanimaya yönelik kararlar parlamento gündemlerine getirilmekte, hatta kimi ülke parlamentolarinda kabul edilmektedir. Gerçekte tarihçilere birakilmasi gereken bu konular, siyasetçilerin elinde çikar araci haline dönüstürülmektedir.
Ermeni sorununun ortaya çikisindan bugüne kadar, katliami ve katletmeyi meslek edinen Ermeni terörünün amaci; tarihi gerçekleri tamamen görmezlikten gelerek, sözde Ermeni soykirimi iddialarini ve Ermenilerin taleplerini dünya kamuoyuna duyurmaktir. Ulasmak istedigi son ise, "Büyük Ermenistan" rüyasidir.
Ermeniler ve destekçileri, Büyük Ermenistan rüyasini gerçeklestirmek amaciyla, Ermenilerin göç ettirilmesini soykirim seklinde istismar eden “Dört T Plani”ni uygulamaya koymuslardir. Bu plan, Ermeni iddialarinin dünyaya “tanitilmasi”ni, Türkiye tarafindan “taninmasi”ni, Türkiye’den “tazminat” alinmasini ve nihayet “Bati Ermenistan” olarak adlandirilan “toprak” parçasinin Türkiye’den koparilmasini amaçlamaktadir.
Ermeni sorunu, Osmanli devletini parçalayarak çikarlarina ulasmayi amaçlayan ülkelerce ortaya çikarilmis, bugün ise isimleri degismekle birlikte ayni çikar çevrelerinin Türkiye üzerindeki emellerini gerçeklestirmek için sicak tuttuklari temelsiz, yapay ve maksatli bir sorundur.
Bu temelsiz iddia ve iftiralarla çikar elde edenler, Türkiye Cumhuriyeti sinirlari içinde kendi örf-adetlerini ve dinlerini özgürce yasayan Ermeni asilli Türk vatandaslari degil; açlikla karsi karsiya bulunan Ermenistan topraklarindan fiziken ve ruhen çok uzakta bulunan diaspora Ermenileri ve oy avciligi yaparak halkini bos ve tehlikeli emeller ugruna pesinden sürükleyen firsatçi politikacilardir. Bu firsatçilarin, tarihi gerçekleri hiçe sayarak tamamen politik ve ekonomik çikarlar amaciyla Türkiye’ye yaptiklari haksizliklara son verilmelidir.
Tarihi gerçekleri ve hakli davamizi dünya kamuoyuna anlatmak, her Türk vatandasinin, özellikle de devlet idarecilerimiz, bilim adamlarimiz ve basin-yayin organlarimizin vazgeçilmez görevidir.
(Alıntıdır)
SON DAKİKA HABERLERİ


 

Facebook beğen
 
Reklam
 
TARİHTE BUGÜN
 

Tarihte Bugün v.5.0
 
Bugün 1 ziyaretçi (37 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=