YGS-LYS-KPSS TARİH DERS NOTLARI VE SORULARI
   
 
  Ermeni Sorunu-1

‘DÖRT T’ PLANI

İşin ucunu insanların canına kastetmeye kadar götüren Ermeni terörünün amacı, sözde Ermeni soykırımı iddialarını ve Ermenilerin taleplerini dünya kamuoyuna duyurmaktır. Nihai hedef ise, "Büyük Ermenistan" rüyasıdır. Büyük Ermenistan'a giden yolda atılması gereken en önemli adim, sözde iddialar konusunda kamuoyu oluşturmak ve Türkiye'ye yönelik emelleri gerçekleştirmektir.
Bunun için uygulamaya konan ve "Dört T" seklinde adlandırılabilecek olan plan su dört kavrama dayanmaktadır: Tanıtım, Tanınma, Tazminat ve Toprak... Yani, sözde Ermeni sorunu tüm dünyada terör yoluyla "tanıtılacak", sözde iddialar dünya kamuoyunca kabul edilip Türkiye’ce "tanınacak", sözde soykırımdan dolayı Türkiye'den "tazminat" alınacak ve "Büyük Ermenistan" rüyasını gerçekleştirmek için gerekli olan "toprak" Türkiye'den koparılacaktır!...
"Dört T" plânına dayanak oluşturulan Ermeni iddiaları ise şunlardır:
 
1. Türkler, Ermenistan’ı işgal ederek Ermenilerin topraklarını ellerinden almışlardır.
2. Türkler, 1877-78 savaşından itibaren Ermenileri sistemli olarak katliama tabi tutmuşlardır.
3. Türkler, 1915 yılından itibaren Ermenileri plânlı şekilde soykırıma tabi tutmuşlardır.
4. Talat Paşa'nın, Ermenilerin soykırıma tabi tutulması konusunda gizli emirleri vardır.
5. Soykırımda hayatlarını kaybeden Ermenilerin sayısı 1,5 milyondur.
Bugün, maksatlı olarak gündemde tutulmaya çalışılan sözde Ermeni sorununun ne derece mesnetsiz olduğunu ve ne tür çıkar kaygıları ile ortaya atıldığını daha iyi anlayabilmek için iddiaların ve Türk-Ermeni ilişkilerinin tarihsel gelişimini incelemek gerekmektedir.
 
ERMENİ TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ
Ermeniler, tarih boyunca baska devletlerin yönetimi altinda kalmislar ve bagli olduklari devletlerin hizmetinde bulunmuslardir.
Ansiklopedik kaynaklarda, Erivan, Gökçegöl, Nahcivan, Rumiye gölü kuzeyi ve Mako bölgesine, yukari memleket anlamina gelen Armenia, bu yörelerde yasayan halka ise Ermeni denildigi yer almaktadir.
Ermeni tarihçilerin bir kismi, M.Ö. 6. yüzyilda kuzey Suriye ve Kilikya bölgesinde yasayan Hititlerden olduklarini; bir diger kismi ise Nuh'un ogullarindan Hayk'a dayandiklarini söylemektedirler. Bunun yaninda, Ermenistan denilen cografyada yerlesen ve bugün Ermeni diye adlandirilan toplumun, bölgenin kesin olarak neresinde yasadiklari, sayilari ve ayni yörede ikamet eden diger halklara kiyasla nüfus oranlari bilinmemektedir. Ermeni tarihçileri bile kökenleri konusunda fikir birligi içinde degildir.
Tarihsel olarak bakildiginda, Ermenilerin sirasiyla, Pers, Makedon, Selefkit, Roma, Part, Sasani, Bizans, Arap ve Türklerin hakimiyeti altinda yasadiklari görülür. Ermeni derebeyliklerinin bir çogu, bölgeye hakim olan ve Ermenileri kendi saflarina çekerek kullanmak isteyen devletler tarafindan kurdurulmustur.
Ermenileri Bizans'in zulüm idaresinden kurtaran ve onlara insanca yasama hakkini bahseden, Selçuklu Türkleri olmustur. Fatih döneminde ise, Ermenilere din ve vicdan hürriyeti en üst düzeyde verilmis, Ermeni cemaati için dini ve sosyal faaliyetlerini yönetmek üzere Ermeni Patrikligi kurulmustur. Osmanli idaresinde Ermeniler dini görevlerini tam bir hürriyet içinde yerine getirirlerken, kendi din adamlarini da yine kendilerinin tayin etmelerine izin verilmistir.
Ayni sekilde Anadolu’nun Türk idaresine girmesinden sonra burada yasayan Ermeniler, kendi dillerini de tam bir serbestlikle konusmaya devam ettiler. Osmanli yönetimi, diger cemaatlere uyguladigi politikayi onlara da uygulayarak Ermenice’yi ve Ermeni adlarinin kullanilmasini serbest birakti. Türk matbaasinin kurulmasindan 160 yil kadar önce Venedik’te matbaacilik egitimi görmüs olan Sivasli Apkar adindaki bir papaza 1567’de Istanbul’da bir Ermeni matbaasi açmasi için izin verildi. Istanbul’dan baska Izmir (1759), Van (1859), Mus (1869), Sivas (1871) gibi tasra sehirlerinde de yeni Ermeni matbaalari faaliyete geçmistir. 1908’de bütün ülkede Ermeni matbaasi sayisi 38’e ulasmistir. Nitekim 1910 yilinda Istanbul’da Ermenice 5 gazete ve 7 dergi çikarilmaktaydi.
Osmanli idaresinde Ermeniler, Türk insaninin hoşgörüsünden de yararlanarak, adeta altın çağlarını yaşamışlardır. Askerlikten ve kismen de vergiden muaf tutulan Ermeniler, ticaret, zanaat ve tarım ile idari mekanizmalarda önemli görevlere yükselme firsatini elde etmislerdir. Devletin çesitli kademelerinde görev yapan Ermeniler, Osmanlı devletince kendilerine tanınan bu hoşgörüye karşılık verdikleri hizmetten dolayi "millet-i sadika" olarak adlandırılmışlardır. 19. yüzyılın son çeyreğine kadar Osmanlıların bir Ermeni sorunu olmadığı gibi, Ermeni halkının da Türk yöneticileriyle halledemedikleri bir mesele mevcut değildir.
 
ERMENİ SORUNUNUN ORTAYA ÇIKIŞI
Osmanli devleti zayiflamaya baslayip, misyoner okullari kurulup, hemen her konuda Avrupa'nin müdahalesine maruz kalinca, Türk-Ermeni iliskilerinde de bir bozulma devri baslamistir. Bazi devletler, Osmanlı devletini bölerek bölgesel çikarlarina ulasabilmek için, Ermenileri Türk toplumundan koparmayi hedeflemişlerdir.
Özellikle Avrupa'nin bazi büyük devletleri "islahat" adi altinda bir yandan Osmanli devletinin iç islerine karisirken, bir yandan da Ermenileri Osmanli yönetimine karşı teşkilatlandırmışlardır.
Böylece ülke içinde ve dışında teşkilatlanan ve silahlanan Ermeni komiteleri ile Ermeni kiliselerinin kiskirtici faaliyetleri sonucunda, Ermeni toplumu yavas yavas Türklerden uzaklaşmaya başlamıştır.
Türklerin iyi tutumuna karsin, yabanci devletlerle isbirligine girmek suretiyle Türklerle mücadeleye baslayan Ermeniler, Batinin destegini alabilmek için kendilerini "ezilen bir toplum" olarak göstermeye ve "Anadolu üzerindeki egemenlik haklarini Türklerin gasp ettigi" iddiasini dile getirmeye baslamislardir.
Islahat Fermani ile müslümanlar ve gayr-i müslimler hukuk önünde esit statüye getirilince ayricaliklarini kaybeden Ermeniler, 1877-1878 Osmanli-Rus Savasi sonunda Rusya'dan, "işgal ettiği Doğu Anadolu topraklarından çekilmemesini, bölgeye özerklik verilmesini veya Ermeniler lehine ıslahat yapılmasını" istemişlerdir.Ermenilerin bu talebi, Rusya tarafından kısmen kabullenilmiş, Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından imzalanan Yeşilköy, eski adıyla Ayastefanos Anlaşması ve daha sonraki Berlin Anlaşması’yla Ermeni sorunu uluslar arasi bir boyuta taşınmıştır. Böylece, Türkiye’yi bölmek isteyen yabanci güçler, Türk-Ermeni ilişkilerine müdahale etmeye başlamışlardır.
Ingiltere ve Rusya tarafindan tarih sahnesine sunulan Ermeni Sorunu, aslında emperyalizmin Osmanlı devletini yıkma ve paylaşma politikasının bir uzantisidir. Sözde Ermeni soykirimi iddialari ve yalanlari da iste bu politikanin propaganda ürünüdür!..
 
ERMENİ İSYAN VE KATLİAMLARI
Berlin Antlasmasi'nin imzalanmasini izleyen dönemde Ermeni sorunu iki yönde gelismistir. Bunlardan ilki, Batili devletlerin Osmanli devleti üzerindeki baski ve müdahaleleri; ikincisi ise, Anadolu, Suriye ve Rumeli'de yasayan Ermenilerin Anadolu'nun çesitli yerlerinde, özellikle Dogu Anadolu ve Kilikya'da yeraltinda örgütlenmeleri ve silahlanmalaridir.
Ilk kiskirtmalar Rusya'dan gelmeye baslamis, Ruslarin bu tutumu Ingiliz ve Fransizlari Ermenilerle daha çok ilgilenmeye sevk etmistir. Dogu Anadolu'daki Ingiliz Konsolosluklarinin sayisi hizla artmis, ayrica bölgeye çok sayida Protestan misyonerler gönderilmistir.
Bu kiskirtmalar sonucunda Dogu Anadolu'da 1880'den itibaren çesitli Ermeni komiteleri kurulmaya baslamistir. Ancak, yerel düzeyde kalan bu komiteler, Osmanli yönetiminden sikâyeti olmayan, baris ve refah içinde yasayan Ermeni halkinin ilgisini çekmediginden basarili olamamistir.
Osmanli Ermenilerini, içeride kurulan komiteler yoluyla devlete karsi harekete geçirmek mümkün olmayinca, bu kez Rus Ermenilerine Osmanli topraklari disinda komiteler kurdurulmasi yoluna gidilmistir. Böylece 1887'de Cenevre'de sosyalist egilimli, ilimli militan Hinçak; 1890'da ise Tiflis'te asiri, terör, isyan, mücadele ve bagimsizlik yanlisi Taşnak Komiteleri ortaya çıkmıştır. Bu komitelere, “Anadolu topraklarının ve Osmanlı Ermenilerinin kurtarılması" hedef olarak gösterilmistir.
Istanbul'da örgütlenen ve Avrupa devletlerinin dikkatlerini Ermeni meselesine çekerek Osmanli Ermenilerini kiskirtmayi hedefleyen Hinçaklarin baslattigi ayaklanma girisimlerini, aralarinda siyasi mücadele baslayan Tasnaklarinki izlemistir. Bu ayaklanma girisimlerinin ortak özellikleri; Osmanli ülkesine disaridan gelen komitelerce planlanmis ve yönlendirilmis olmalari ile örgütlenme faaliyetlerinde Anadolu'ya yayilan misyonerlerin büyük katkisinin bulunmasidir.
Ilk isyan 1890'daki Erzurum’da gerçeklesti. Bunu, yine ayni yil meydana gelen Kumkapi gösterisi, 1892-93'te Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon olaylari, 1894'te Sasun isyani, Babiali gösterisi ve Zeytun isyani, 1896'da Van isyani ve Osmanli Bankasi'nin isgali, 1903'te ikinci Sasun isyani, 1905'te Sultan Abdülhamid'e suikast girisimi ve nihayet 1909'da gerçeklesen Adana isyani izlemistir.
1906-1922 yillari arasinda Anadolu’da ve Kafkaslar’da, 517.955 bin Türk, Ermeniler tarafindan katledilmistir. Sayisi tespit edilemeyenlerle birlikte bu rakam 2 milyonu bulmaktadir(1).
Ermeniler, Türk halkina en büyük zarari, Birinci Dünya Savasi sirasinda giristikleri katliamlarla vermislerdir. Bu dönemde Ermeniler; Ruslar hesabina casusluk yapmis, seferberlik geregi yapilan askere alma çagrisina uymaksizin askerden kaçmis, askere gelip silah altina alinanlar ise silahlari ile birlikte Rus ordusu saflarina geçerek, "vatana ihanet" suçunu topluca islemislerdir.
Daha seferberligin baslangicinda, Türk birliklerine karsi saldiriya geçen Ermeni çeteleri, büyük katliamlara girismis, Türk köylerine baskinlar düzenlemek suretiyle sivil halka büyük zararlar vermislerdir. Örneğin Van'in Zeve Köyü'nün bütün halki, kadin, çocuk ve yasli demeden, Ermeniler tarafindan öldürülmüstür.
Isyanlarin Osmanlı kuvvetlerince bastirilmasi, dünya kamuoyuna propaganda maksatli olarak "Müslümanlar Hiristiyanlari katlediyor" mesajiyla yansitilmis ve Ermeni sorunu giderek daha genis çapta bir uluslar arasi sorun niteligine büründürülmüstür. Nitekim, döneme ait Ingiliz ve Rus diplomatik temsilciliklerinin raporlari, “Ermeni ihtilalcilerin hedefinin karisikliklar çikararak Osmanlilarin karsilik vermesini ve böylece yabanci ülkelerin duruma müdahalesini saglamak” oldugunu kaydetmektedir.
Öte yandan büyük devletlerin diplomatik ve konsolosluk temsilcilikleri Anadolu'nun her kösesine dagilmis Hiristiyan misyonerler ile birlikte, Ermeni propagandasinin Bati kamuoyuna iletilmesinde ve benimsetilmesinde büyük rol oynamışlardır.
DIPNOTLAR
1) Arsiv Belgelerine Göre Kafkaslar’da ve Anadolu’da Ermeni Mezalimi, T.C. Basbakanlik Devlet Arsivleri, Yayin No: 23, 24, 34, 35.
 
24 NİSAN 1915
Osmanli hükümeti, Ermenilerin çıkardığı isyan ve yaptigi katliamlar karsisinda, Ermeni Patrigi, Ermeni milletvekilleri ve Ermeni halkinin ileri gelenlerine “Ermenilerin Müslümanlari arkadan vurmaya ve katletmeye devam etmeleri halinde gerekli önlemleri alacagini” bildirmistir. Ancak, olaylarin durmak yerine giderek yogunlasmasi, savunmasiz kalan Türk kadin ve çocuklarina yönelik saldirilarin artmasi ve ordunun bir çok cephede savas halinde bulunmasi nedeniyle cephe gerisinin emniyete alinmasi ihtiyaci dogmustu
Bu nedenle, 24 Nisan 1915 tarihinde Ermeni Komiteleri kapatilarak, yöneticilerinden 2345 kisi devlet aleyhine faaliyette bulunmak suçundan tutuklanmıştır. Tutuklular Ankara ve Çankırı hapishanelerine yollanmistir. Disaridaki Ermenilerin her yil "Ermeni soykırımının yıldönümü" diye andiklari 24 Nisan, iste bu 2345 komitecinin tutuklandigi tarihtir ve yer değiştirme uygulamasıyla hiç bir sekilde ilgili degildir.
Osmanli hükümetinin bu karari üzerine harekete geçen Eçmiyazin Katogikosu Kevork, ABD Cumhurbaskani’na su telgrafi göndermistir:
"Sayin Baskan, Türk Ermenistani’ndan aldigimiz son haberlere göre, orada katliam baslamis ve organize bir terör, Ermeni halkinin mevcudiyetini tehlikeye sokmustur. Bu nazik anda Ekselanslarinin ve büyük Amerikan Milletinin asil hislerine hitap ediyor, insaniyet ve Hiristiyanlik inanci adina, büyük Cumhuriyetinizin diplomatik temsilcilikleri vasitasiyla derhal müdahale ederek, Türk fanatizminin siddetine terkedilmis Türkiye'deki halkimin korunmasini rica ediyorum.
Kevork,
Baspiskopos ve bütün Ermenilerin Katogikosu(1)."
Baspiskopos Kevork'un telgrafini, Rusya'nin Washington Büyükelçisi'nin ABD'deki temaslari izledi. Bütün olup biten, yasadisi Ermeni komitelerinin kapatilmasi ve elebaslarinin tutuklanmasidir. Fakat Ermeniler olayi bir "katliam" gibi göstermeye, ABD ile Rusya’yi kendi saflarina çekmeye çalismislardir.
DIPNOTLAR
1) Gürün, Kamuran, Ermeni Dosyasi, TTK Basimevi, Ankara 1983, s. 210
 
YER DEĞİŞTİRME KANUNU VE UYGULAMASI
Yer Degistirmenin Nedenleri
 
Ermeni isyanlari ve katliamlari karsisinda Osmanli Hükümeti, öncelikle bölgesel tedbirlere basvurmus ve olaylari yerinde bastirmayi ve savunma durumunda kalmayi tercih etmistir. Ermenilerin silahlariyla firarlarina, dini liderlerinin isyanlardaki büyük rollerine ragmen, Hükümet bu isyanlari münferit bazi tesebbüsler seklinde kabul etmeyi uygun bulmustur. Ayni zamanda basta Ermeni Patrigi ve Ermeni milletvekilleri olmak üzere, komitelere ve Ermeni cemaatinin önde gelenlerine yeni karisikliklar çikmasi durumunda "ülke savunmasini saglamak amaciyla sert önlemler almak zorunda kalinacagi" anlatilmistir.
Osmanli hükümetinin bu gayretleri belgeleriyle sabittir. Fakat daha savas baslamadan önce her türlü isyan hazirligina girismis olan Ermeniler, savas baslar baslamaz toplu bir isyana yönelmemislerdir. Ermenilerin eylemleri, Osmanli ordulari cephede savasirken, "Ermeni bagimsizligi için, müttefik davasina hizmet gayesiyle" hazirlanan plâna uygun yürütülmüstür. Ancak, Ermeni çetelerinin cephe gerisindeki faaliyetlerinin, devletler hukukuna göre hiyanet sayildigi gerçegi göz ardi edilmistir.
Ermeni isyanlari özellikle Dogu Anadolu'dan baslayarak diger bölgelere yayilmistir. Erzurum ve çevresinde Rus isgalinin genislemesiyle Ermeniler, "müslüman halkin kanini kendilerine mubah" görmüsler ve bir Alman generalinin ifadesiyle, "Bu bölgedeki Müslüman halki silip süpürmeye baslamislar”dir.
Ermeni çetelerinin bu tür zulüm ve eylemleri sürerken, güvenlik kuvvetleri tarafindan Ermenilerin yasadiklari bölgelerde yapilan aramalarda pek çok silâh ve cephane ele geçirilmistir. Artik devletin varligini agir bir sekilde tehdit bu durum, biraz daha hosgörü gösterildiginde, telafisi mümkün olmayan sonuçlara sürüklenecegini göstermekteydi.
Osmanli devletinin savasa girmesinden ve özellikle Kafkas Cephesindeki bozgundan sonra, Ermenilerin Müslüman halka karsi baskilari, askerden firarlari, asker ve jandarmaya saldirilari, silahli ve mühimmatla yakalanmalari, Fransizca, Rusça ve Ermenice sifreli yazismalarin ele geçirilmesi gibi gelismeler, ülke çapinda bir karisiklik çikaracaklarini gösteren en önemli kanitlar olmustur.
Osmanli hükümeti, isyan ve katliamlara karsi güvenlik tedbirleri almakla beraber, “Yer Degistirme Kanunu”ndan önce de, bu tedbirlerin yeterli olmadigi durumlarda Ermenileri baska yerlere yerlestirme yoluna gitmistir. Ancak bu uygulamanin genellestirilmesi fikrini doguran olay, Van Ermenilerinin isyani olmustur. Çevredeki Ermenilerin, Osmanli devletinin savasa girdigi tarihlerde Van'da toplandiklari ve silahlanarak Ruslarin iyice yaklasmasini bekledikleri resmi belgelere yansimistir.
Ermenilerin baslattiklari isyanlar, -katliamlar ve tahriplerin disinda- Ruslarin bir ay içinde Van, Malazgirt ve Bitlis'i isgali ile sonuçlanmistir. Van örnegi, Türk ordusunun daima arkadan vurulacagini ve ihanete ugrayacagini göstermistir. Bu durumda hükümet, ülkenin çesitli bölgelerinde yasayan bazi Ermenilerin, “yer degistirmelerine” karar vermek zorunda kalmistir.
Itilaf Devletleri ve Rusya ile birlik olan Ermenilerin baslattiklari isyan ve katliamlar savasin kaderini etkileyecek noktaya ulasinca, Baskomutan Vekili Enver Pasa duruma bir çare bulmak amaciyla, 2 Mayis 1915'te Içisleri Bakani Talat Pasa'ya bir yazi göndererek, "Van bölgesindeki isyanlarini sürdürmek için daima toplu ve hazir bir halde bulunan Ermenilerin, isyan çikaramayacak sekilde dagitilmalari gerektigini” bildirmistir.
Bunun üzerine Talat Pasa, 23 Mayis 1915’te, 4. Ordu Komutanligina bir sifre göndererek, “Erzurum, Van ve Bitlis vilâyetlerinden çikarilan Ermenilerin, Musul vilâyetinin Güney kismi, Zor sancagi ve Merkez hariç olmak üzere Urfa sancagina; Adana, Halep, Maras civarindan çikarilan Ermenilerinse Suriye vilâyetinin Dogu kismi ile Halep vilâyetinin Dogu ve Güneydogusu'na sevk ve iskân edilmelerini” istemistir. Sevk islemlerini takip etmek üzere Adana, Halep ve Maras bölgesine mülkiye müfettisleri tayin edilmistir.
Yer degistirmeyi zorunlu kilan; Birinci Dünya Savasi’nda ele geçirdikleri yerlerin kendilerine verilecegi ve bagimsiz bir Ermenistan kurulacagi gibi hayallere kanan Ermenilerin, vatandasi bulunduklari Osmanli devletini arkadan vurmalari ve isyanlaridir. Kafkas ve Iran cephelerinin güvenlik hattini olusturan bölgelerdeki Ermenilerin yerlerinin degistirilmesi, onlari imha etmek degil, devlet güvenligini saglamak, onlari korumak amacini gütmüstür ve dünyanin en basarili yer degistirme uygulamasidir.
Yer degistirme uygulamasi nedense bu gözle görülmek istenmemekte, Ermenistan ve Ermeni diasporasi Osmanli aleyhine olumsuz, yalan ve iftiralarla dolu propagandalar yapmaktadir. Halbuki, tarihi gerçek sudur: yer degistirme karari ile Osmanli Devleti, Ermenileri yok olmaktan kurtarmis ve esine az rastlanir bir sekilde korumustur. Bugün Ermeni milleti varligini devam ettiriyorsa, bu Osmanlilarin iyi niyeti ve basarisi sayesindedir.
Yer Degistirme (Tehcir) Kanunu
Osmanli hükümeti, yer degistirme uygulamasini o günün sartlarinda bir kanuna dayandirmistir. Keyfi bir uygulama degildir. Dört maddelik kanun, “savas halinde devlet yönetimine karsi gelenler için askeri birliklerce alinacak tedbirleri” içermektedir. Kanunun çikis süreci söyledir:
Içisleri Bakanligi isyanci Ermenilere karsi tutuklama gibi bazi önlemleri alirken, 24 Mayis 1915'te ortak bir bildiri yayinlayan Rusya, Fransa ve Ingiltere hükümetleri, bir aydan beri, "Ermenistan" diye adlandirdiklari Dogu ve Güney-Dogu Anadolu'da Ermenilerin öldürüldüklerini ileri sürmüsler ve olaylardan Osmanli hükümetini sorumlu tutacaklarini açiklamislardir.
Konunun bu sekilde uluslar arasi bir boyut kazanmasi üzerine Talat Pasa, yer degistirme uygulamasi hakkinda hazirladigi bir yaziyi 26 Mayis 1915 günü Basvekalet’e (Basbakanliga) göndermistir. Yazida, Ermenilerin isyan ve katliamlarina dikkat çekildikten sonra, savas bölgelerindeki Ermenilerin baska bölgelere nakline karar verildigi anlatilmistir. Bu durum, Basbakanlik’ça derhal Meclis gündemine getirilmistir.
Basbakanlik, devletin güvenligi için baslatilan yer degistirme uygulamasinin yerinde oldugunu belirtilerek, bunun bir usul ve kurala baglanmasinin zorunlulugunu dile getirmistir. Meclis, ayni tarihte uygulamayi kabul eden bir karar almistir. Böylece 27 Mayis 1915’te Meclis’ten çikan “Yer Degistirme Kanunu”, 1 Haziran 1915 günü dönemin Resmi Gazetesi Takvim-i Vekâyi’de yayimlanarak yürürlüge girmistir.
Kanunun;
1. maddesinde "Devlet güçlerine ve kurulu düzene karsi muhalefet, silahla tecavüz ve mukavemet görülürse siddetle karsi konulmasi ve imha edilmesi",
2. maddesinde "Silahli güçlere yönelik casusluk ve ihanetleri tespit edilen köy ve kasabalarin baska bölgelere yerlestirilmesi",
3. maddesinde kanunun yürürlüge giris tarihi ve
4. maddesinde de kanunun uygulamasindan sorumlu olanlar belirtilmektedir.
Görüldügü üzere kanun; tamamen devleti ve kamu düzenini korumaya yönelik, siddete karsi bir yetki kanunudur. En önemli özelligi ise; “kanun metninde herhangi bir etnik grup, zümrenin zikredilmemis veya ima edilmemis” olmasidir. Kanun kapsamina giren Müslüman, Rum ve Ermeni asilli Osmanli vatandaslari yerlerinden baska yerlere sevk edilerek göçe tabi tutulmustur.
Basbakanlik tarafindan 30 Mayis 1915’te Içisleri, Harbiye ve Maliye Nezâretlerine (Bakanliklarina) gönderilen bir yazida, göçün nasil uygulanacagi ayrintili sekilde anlatilmis ve söyle denilmistir(1):
“Göç ettirilenler, kendilerine tahsis edilen bölgelere can ve mal emniyetleri saglanarak rahat bir sekilde nakledileceklerdir;
Yeni evlerine yerlesene kadar iaseleri Göçmen Ödenegi’nden karsilanacaktir;
Eski malî durumlarina uygun olarak kendilerine emlâk ve arazî verilecektir;
Muhtaç olanlar için hükümet tarafindan konut insa edilecek; çiftçi ve ziraat erbabina tohumluk, alet ve edevat temin edilecektir;
Geride biraktiklari tasinir mallari, kendilerine ulastirilacak; tasinmaz mallari tespit edilecek ve kiymetleri belirlendikten sonra, paralari kendilerine ödenecektir;
Göçmenlerin ihtisaslari disinda kalan zeytinlik, dutluk, bag ve portakalliklarla, dükkân, han, fabrika ve depo gibi gelir getiren yerleri açik arttirma ile satilacak veya kiraya verilecek ve bedelleri sahiplerine ödenmek üzere mal sandiklarinca emanete kaydedilecektir;
Bütün bu konular özel komisyonlarca yürütülecek ve bu hususta ayrintili bir tâlimatnâme hazirlanacaktir.”
Talat Pasa’nin Ermenilerin soykirimini isteyen telgrafi var midir?
Ermeniler hakkinda alinan tedbirlerin onlari imha maksadini tasimadigi, Talat Pasa tarafindan her firsatta dile getirilmistir. Nitekim 29 Agustos 1915 tarihinde ilgili vilâyetlerin vali ve mutasarriflarina gönderilen bir sifre telgrafta kullanilan üslup, bunun en açik delilidir. Sifrede söyle denilmektedir:
"Ermenilerin bulunduklari yerlerden çikarilarak tayin edilen bölgelere sevklerinden hükümetçe takip edilen gaye, bu unsurun hükümet aleyhine faaliyetlerde bulunmalarini ve bir Ermenistan Hükümeti teskili hakkindaki millî emellerini takip edemeyecek bir hale getirilmelerini temin etmektir. Bu kimselerin imhasi söz konusu olmadigi gibi, sevkiyat esnasinda kafilelerin emniyeti saglanmali ve muhacirîn tahsisatindan sarfiyat yapilarak iaselerine ait her türlü tedbir alinmalidir. Ermeni kafilelerine saldirida bulunanlara veya bu gibi saldirilara önayak olan jandarma ve memurlar hakkinda siddetli kanunî tedbir alinmali ve bu gibiler derhal azledilerek Divan-i Harplere teslim edilmelidir(2)."
Talat Pasa’nin verdigi emir böyle olmasina ragmen, sözde Ermeni soykirimi iddiacilari, gerçegi çarpitmislar; Talat Pasa’nin Ermenilerin katledilmesine yönelik emir verdigini ileri sürmüslerdir. Dayanaklari ise Aram Andonian adli bir Ermeni’nin, 1920 yilinda Londra’da yayinladigi "Naim Bey'in Anilari/Ermenilerin Tehcir ve Katliamina Iliskin Resmi Türk Belgeleri" isimli kitabidir. Kitapta yer alan ve Talat Pasa'ya atfedilen telgraflar; bir soykirim suçlusu yaratmak amaciyla üretilmis sahte belgelerdir. Bu belgelerin sahteligi, Sinasi Orel ve Süreyya Yuca tarafindan yapilan inceleme sonucunda kanitlanmistir(3).
Yer Degistirme Sirasindaki Uygulamalar
Kanuna göre hazirlanan uygulama emri ile yer degistirmenin nasil yapilacagi tüm ayrintilari ile belli kurallara baglanmistir. Bu emirde; menkul ve gayri menkullerin nasil teslim alinacagi, araziler ve üzerindeki mahsulün durumu, bunlarin kayda alinmasi, göç edenlere sicak ve etli yemek verilmesi gibi konulara dahi yer verilmistir. Uygulama emrinde, menkul ve gayrimenkulun yok edilmesi ya da insanlarin öldürülmesi yönünde herhangi bir isaret olmadigi gibi; tam tersine uygulamada hata yapanlarin idam cezasina kadar uzanan agir cezalarla cezalandirilacagi belirtilmektedir.
Yukarida verilen uygulama emrinden anlasildigi gibi, yerleri degistirilenler tasinabilir mal ve esyalarini beraberlerinde götürecekler veya bunlar sonra kendilerine ulastirilacak, tasinmaz mallari ise açik attirma ile satilacak ve bedelleri kendilerine ödenecektir.
Bu esaslar içinde göç ettirilen Ermeni kafileleri, yerlestirilecekleri yerlere gönderilmek üzere, yol kavsaklari üzerinde bulunan Konya, Diyarbakir, Cizre, Birecik ve Halep gibi belirli merkezlerde toplanmislardir.
Kafilelerin sevk edildikleri güzergâhlar, göçmenlerin zorluklarla karsilasmamalari ve güvenlikleri için mümkün oldugu kadar kendilerine yakin yollardan seçilmistir. Güzergâhlarin seçiminde tren yollari ve “sahtur” denilen nehir kayiklarinin bulundugu yerler tercih edilmistir.
Bir yandan Birinci Dünya Savasi'nin sürmesine ragmen, yer degistirmenin düzenli bir sekilde yürümesi ve kafilelerin herhangi bir zarara ugramamasi için azami dikkat gösterilmistir. Nitekim, Amerika'nin Mersin Konsolosu Edward Natan, 30 Agustos 1915'te Büyükelçi Morgenthau’ya gönderdigi raporda, “Tarsus'tan Adana'ya kadar bütün hat güzergâhinin Ermenilerle dolu oldugunu; kalabalik yüzünden birtakim sikintilarin olmasina ragmen Hükümetin bu isi son derece intizamli bir sekilde idare ettigini; siddete ve düzensizlige yer vermedigini; göçmenlere yeteri kadar bilet sagladigini; muhtaç olanlara yardimda bulundugunu” belirtmistir(4).
Eger Osmanli hükümeti bir grup insani yok etme maksadiyla bu uygulamaya girismis olsa idi, göç edenlere yolda saglanacak imkanlari, kafilelerin eskiya baskinlarina karsi korunmasini, hastalara yardim yapilmasini, çocuklarin korunmasini, geride biraktiklari menkul ve gayrimenkullerin kayit altinda tutulmasini, etli yemek verilmesine iliskin kararlari uygulamaya geçirmezdi. Iste bu nedenlerle, yer degistirme, Ermenileri yok etmek degil, devlet güvenligini saglamak, onlari korumak amacini gütmüstür.
Yer Degistirme Sirasinda Yapilan Harcamalar
Yer Degistirme Kanunu ile yerleri degistirilen Müslüman, Rum ve Ermeniler ile Anadolu'ya yönelen göç hareketlerine iliskin ihtiyaçlari karsilamak amaciyla, Göçmen Genel Müdürlügü kurulmus, bu kurum tarafindan göçmenlerin, yerlestirme, geçim ve diger sorunlari çözülmeye çalisilmistir.
Uygulamaya ait belgelerde hangi il ve ilçelerde hastane kuruldugu, Ermeni çocuklarindan yetim kalanlar için hangi binanin ayrildigina kadar detayli bilgiler verilmektedir. Yer degistirmeye tabi göçmenlerin, sevk, yerlestirme ve geçimlerinin saglanmasi için 1915 yilinda 25 milyon, 1916 yili sonuna kadar ise 230 milyon kurus harcandigi belgelerden anlasilmaktadir(5).
Göç esnasinda olusturulan kafilelere, vasita veya binek hayvani saglanmis, kadin, yasli ve çocuklarla, hastalara özel ilgi gösterilmistir. Dönemin Içisleri Bakanliginca yayinlanan yönetmeligin 2. maddesinde, “nakledilen Ermenilerin tasinabilecek bütün mallarini ve hayvanlarini birlikte götürebilecekleri”, 3. maddesinde ise, “yerlestirilecekleri yerlere sevk edilen Ermenilerin yolculuk sirasinda canlarinin korunmasi, yiyeceklerinin temini ve istirahatlarinin, geçtikleri yerlerde bulunan yönetim makamlarina ait oldugu; bu konuda meydana gelecek gevseklik ve ilgisizlikten sirasiyla bütün memurlarin sorumlu oldugu” ayrintili bir sekilde açiklanmistir.
Deniz yoluyla göç edenlerin o dönemde salgin bulunan sitma hastaligina karsi korunabilmeleri için kinin dagitilmis, hastalar için sivil hastaneler yaninda askeri hastanelerden de yararlanma imkani getirilmistir. Göçmenlerden ailelerini yitirmis olan kimsesiz çocuklar yetimhanelere veya göç edilen yerlerdeki ailelere yerlestirilmis ve bunlarin geçimleri saglanarak meslek sahibi olmalari için egitim imkani saglanmistir.
Osmanli hükümeti, yer degistirme uygulamasi için ciddi harcamalar yaparken, bir yandan da göçe tabi tutulan Ermenilerin devlete ve sahislara olan borçlarini ya ertelemis ya da tamamen silmistir. Bu arada Amerika'dan Ermeni göçmenlere verilmek üzere gönderilen bir miktar para da Amerikan misyonerleri ve konsoloslari tarafindan Hükümetin bilgisi dahilinde Ermenilere dagitilmistir.
Yer Degistirmeden Önce Ermeni Nüfusu
Ermeni komitacilar ve bugünkü destekçileri tarafindan günümüzde en çok istismar edilen ve çarpitilan konu Ermeni nüfusunun göç öncesi ve sonrasindaki durumudur. Savas döneminde tutulan kayitlar, resmi rakamlar, kilise kayitlari, yabanci misyonlarin raporlarinda yer alan nüfus bilgileri ve diger belgelere ragmen sürekli olarak o günkü gerçek nüfusun birkaç kati bir rakam gösterilerek, rakamlar akil almaz miktarlarda abartilmakta ve sözde soykirim iddialarina dayanak aranmaktadir. Verilen rakamlardan bazilari, dünya genelinde bugün yasayan toplam Ermeni nüfusunu bile birkaç kat asmaktadir.
Birinci Dünya Savasi yillarinda Osmanli topraklarinda yasayan Ermenilerin nüfusu bazi yabanci kaynaklarda söyle belirtilmistir:
Ermeni Patrikhanesi'ne göre 2.5 milyon
Lozan Konferansi Ermeni Heyeti’ne göre 2.2 milyon
Fransiz Sari Kitabi'na göre 1.5 milyon
Britannica'ya göre 1.5 milyon
Ingiliz yilligina göre 1 milyon
Osmanli devleti resmi belgelerine göre Ermeni nüfusu ise söyledir:
1893 Nüfus sayimina göre 1.001.465
1906 Nüfus sayimina göre 1.120.748
1914 Nüfus istatistigine göre 1.221.850 (6)
Gerek Osmanli, gerekse Ermeniler ve yabancilara ait istatistikler degerlendirildiginde, I. Dünya Savasi döneminde Osmanli topraklarinda yasayan Ermenilerin nüfusunun en fazla 1.250.000 civarinda oldugu belirlenmektedir.
Osmanli’daki Ermeni nüfusu hakkindaki en güvenilir rakamlarin resmi belgelerde oldugu kesindir. Osmanli devletinde Istatistik Genel Müdürlügü, 1892 yilinda kurulmustur. Genel Müdürlük görevini 1892 yilinda Nuri Bey, 1892-1897 yillari arasinda Fethi Franco adli bir Musevi, 1897-1903 yillari arasinda Migirdiç Sinabyan isimli bir Ermeni, 1903-1908 yillari arasinda Robert isimli bir Amerikali, 1908-1914 yillari arasinda Mehmet Behiç Bey yapmistir. Görüldügü gibi Ermeni meselesini siyasi alana tasiyan önemli olaylarin cereyan ettigi dönemde, Osmanli nüfus bilgileri yabancilarin kontrolü altindadir. Buradan hareketle, bugüne kadar aksi bir belge ve kanit olmadigina göre Osmanli nüfus bilgilerine itibar edilmesi gerekmektedir.
Ermenilerin Yerlestirildikleri Bölgeler
Yer degistirme uygulamasi çerçevesinde; Erzurum, Van ve Bitlis vilâyetlerinden çikarilan Ermeniler, Musul’un güney kismi ile Zor ve Urfa sancagina; Adana, Halep, Maras civarindan çikarilan Ermeniler ise Suriye’nin dogu kismi ile Halep’in dogu ve güneydogusuna yerlestirilmislerdir.
Yeni yerlesim bölgelerinin Bagdat demiryoluna en az 25 km. uzaklikta kurulmasina, Ermeni nüfusunun yöredeki Müslüman nüfusun yüzde 10’unu geçmemesine ve köylerin 50 haneden fazla olmamasina dikkat edilmistir.
Yer Degistirmeye Tabi Tutulan Ermeni Nüfusu
Yer degistirme uygulamasi sirasinda çesitli yollardan göç ettirilen Ermenilerin ayrildiklari ve vardiklari yerlerdeki sayilari devamli sekilde kontrol edilmistir. 9 Haziran 1915'ten 8 Subat 1916 tarihine kadar Anadolu'nun çesitli bölgelerinden yeni yerlesim bölgelerine tasinan ve yerlerinde birakilan Ermeni nüfusun ne kadar oldugu, Osmanli Arsivi’nin ilgili tasniflerindeki belgelerden su sekilde derlenmistir: Buna göre; 438.758 kisi yer degistirme uygulamasi çerçevesinde sevk edilmis, bunlardan 382.148’i ise yeni yerlesim bölgelerine sag salim ulasmistir(7).
Görüldügü gibi, göç ettirilenlerle yeni yerlesim bölgelerine varanlar arasinda 56.610 kisilik bir fark bulunmaktadir. Bu fark, belgelerden elde edilen bilgiye göre, su sekilde ortaya çikmistir:
500 kisi Erzurum-Erzincan arasinda; 2.000 kisi Urfa Halep arasindaki Meskene’de; 2.000 kisi Mardin civarinda eskiya ve Arap asiretlerinin saldirisi sonucu katledilmis, ayrica bir o kadar, yani yaklasik 5.000 ve belki de biraz daha fazla kisi de Dersim bölgesinden geçen kafilelere yapilan saldirilar sonucu öldürülmüstür. Bu kayip miktari, Ermenilere karsi, hiçbir sekilde katliam yapilmadigini göstermektedir. Katliamin olmadigi yerde ise soykirimdan hiç söz edilemez(8).
Bu bilgiler isiginda toplam 9-10 bin kisinin yer degistirme uygulamasi sirasinda katledildigi tespit edilmektedir. Ayrica yollarda açliktan da ölümler oldugu belgelerden anlasilmaktadir. Bunun disinda tifo, dizanteri gibi hastaliklar ve iklim kosullari sebebiyle de yaklasik 25-30 bin kisinin öldügü tahmin edilmektedir ki, bu sekilde 40 bine yakin kisi yollarda kaybedilmistir.
Kalan 10-16 bin kisinin ise bir kismi, yola çikarilmis olmakla birlikte, henüz iskan mahalline varmadan tehcirin durdurulmasi sebebiyle, bulunduklari vilayetlerde alikonulmustur. Mesela 26 Nisan 1916’da Konya iline, ilde henüz yollarda olan Ermenilerin sevk edilmeyerek il dahilinde iskan edilmeleri için yazi gönderilmistir. Öte yandan yer degistirme kapsaminda bulunan Ermenilerden bir bölümünün Rusya’ya, Bati ülkelerine ve Amerika’ya kaçirildiklari da tahmin edilmektedir(9).
Yer degistirme uygulamasinin yapildigi dönemde, Osmanli ordusunda silah altinda bulunan Ermenilerden 50.000’inin Rus ordusuna katildigi, yine Türklerle savasmak üzere 50.000 Ermeni’nin de Amerikan ordusunda üç-dört yildir egitim gördügü gibi kayitlar yer almaktadir. Gerçekten de, Amerika’da yasayan bir Ermeni’nin Elazig’da dava vekili olan Murad Muradyan’a yazdigi mektupta bu türden bilgiler bulunmaktadir(10).
Mektupta, bir kisim Ermeni’nin Rusya’ya ve Amerika’ya kaçirildiklari ve Amerika’da egitilen 50.000 askerin Kafkasya’ya hareket etmekte oldugu açikça ifade edilmektedir. Bütün bu belgelerden de anlasilacagi gibi, Osmanli vatandasi pek çok Ermeni, harpten önce ve harp içinde Amerika ve Rusya basta olmak üzere çesitli ülkelere dagilmislardir. Mesela ticaret maksadiyla Amerika’da bulunan Artin Hotomyan adli bir Ermeni’nin 19 Ocak 1915’te Emniyet Genel Müdürlügü’ne gönderdigi bir mektupta çesitli yollarla binlerce Ermeni’nin Amerika’ya kaçirildigi ve bunlarin aç ve perisan bir halde yasadiklari ifade edilmektedir(11).
Bu bilgiler, Anadolu ve Rumeli’nin çesitli bölgelerinden yer degistirmeye tabi tutulan Ermenilerin sayilari ile, yeni iskan merkezlerine ulasanlarin sayilarinin birbirini tuttugunu göstermekte ve dolayisiyla sevk ve iskan sirasinda herhangi bir katliam olayinin olmadigini ortaya koymaktadir.
1918 yilinda, Ermeni Delegasyonu Baskani olan Boghos Nubar Pasa’nin Fransa Disisleri Bakanligi Yüksek Yetkili Bakani Monsieur Gout’a gönderdigi raporda: Kafkasya’da 250.000, Iran’da 40.000, Suriye-Filistin’de 80.000, Musul-Bagdad’da 20.000 olmak üzere 390.000 kisinin Türkiye’den sürgün edildigini, aslinda sürgünlerin toplam sayisinin 600-700 bin kisiye ulastigini ve bunlardan ayri olarak çöllerde suraya buraya dagilmis sürgünleri kapsamadigini bildiriyor(12).
Boghos Nubar Pasa’nin verdigi rakamlardan 290 bin kisinin yer degistirme uygulamasi disinda Osmanli topraklarini terk edenler oldugu anlasiliyor. Dolayisiyla göç ettirilenlerin toplam sayisi olarak verilen 600-700 bin kisiden 290 bin kisi çikarilacak olursa, yer degistirmeye tabi tutulan nüfusun 400 bin civarinda oldugunu gösteriyor ki, bu da Ermeni delegasyonu baskaninin, yer degistirmenin gerçeklestirilmesi sonrasina, yani 1918 yilina ait verdigi sayilarla, Osmanli belgelerinde verilen rakamlar arasinda büyük ölçüde uygunluk görünmekte ve Ermenilerin iddia edildiginin aksine sag salim iskan yerlerine vardiklarini ve dolayisiyla soykirim iddialarinin ne kadar dayanaksiz oldugu ortaya çikmaktadir.
Bu konuyla ilgili yabanci ve özellikle de Ermeni kaynaklarinda su bilgiler yer almaktadir:
Noradungian Gabrial’in Lozan Konferansi Tali Komisyonu'na sundugu rapora göre; Kafkasya'ya 345 bin, Suriye'ye 140 bin, Yunanistan ve Ege Adalarina 120 bin, Bulgaristan'a 40 bin, Iran'a 50 bin olmak üzere toplam 695 bin Ermeni 1. Dünya Savasi döneminde ülke disina gitmistir.
Ermeni ileri gelenlerinden Hatisov, (daha sonra Ermenistan Cumhurbaskani olmustur), Trabzon Konferansi'na (14 Mart-14 Nisan 1918) katilan Hüseyin Rauf Bey'e gönderdigi mesajda, Kafkasya'da Osmanli memleketinden kaçan 400 bin Ermeni'nin bulundugunu bildirmistir(13).
Ermeni Prof. Dr. Richard Hovannisian, Ermeni nüfus incelemelerini ortaya koydugu eserinde; Suriye disindaki Arap ülkelerinden; Lübnan’a 50 bin, Ürdün'e 10 bin, Misir'a 40 bin, Irak'a 25 bin, Fransa ve Amerika'ya 35 bin Ermeni'nin göç ettigini belirtmektedir(14).
Ermeniler ve yabancilarin verdigi bu rakamlardan hareketle; göç ettirme disinda çok sayida Ermeni’nin Türkiye’den kendi iradesiyle ayrildigini göstermektedir. Ayrilanlara genel baktigimizda; Kafkasya'ya 345 bin, Suriye'ye 140 bin, Yunanistan ve Ege Adalarina 120 bin, Bulgaristan'a 40 bin. Iran'a 50 bin, Lübnan'a 50 bin, Ürdün'e 10 bin, Misir'a 40 bin, lrak'a 25 bin, Fransa, ABD, Avusturya vd. 35 bin olmak üzere, toplam 855.000 Ermeni'nin gittigi anlasilmaktadir.
O halde Ermenilerin iddia ettigi gibi bir Ermeni soykirimi veya 2-3 milyon Ermeni’nin yok edilmesi mümkün degildir.
Bunun da ötesinde eger Osmanli devleti Ermeni tebaasindan kurtulmak isteseydi; bunu asimilasyon yoluyla veya savasi gerekçe göstererek halledebilirdi. Oysa Ermeniler, imparatorluk içerisinde Türklerden bile rahat bir yasam sürmüslerdir. Belirtildigi gibi, Birinci Dünya Savasi’nda ele geçirdikleri yerlerin kendilerine verilecegi ve bagimsiz bir Ermenistan kurulacagi gibi hayallere kanan Ermeniler, vatandasi bulunduklari Osmanli devletini arkadan vurmaya baslayinca, yer degistirme uygulamasi zorunlu hale gelmistir. Ermenilerin yerlerinin degistirilmesi, onlari imha etmek degil, devlet güvenligini saglamak, onlari korumak amacini gütmüstür ve dünyanin en basarili yer degistirme uygulamasidir.
SON DAKİKA HABERLERİ


 

Facebook beğen
 
Reklam
 
TARİHTE BUGÜN
 

Tarihte Bugün v.5.0
 
Bugün 276 ziyaretçi (395 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=